Aç kal, aptal kal… 2

Çocukluğuma dair en net hatırladığım seslerden biri “Hadi oğlum yemeğe gel!” diye seslenen birisidir. Bazen annem, bazen annanem olurdu. Aradan 30 yılın üstünde süre geçti, ama hala bu lafı sık sık duyuyorum. Bazen eşim, nadiren de annem söylüyor. Tanıyanlar “Oğlun var duyarsın tabi” diyordur muhtemelen, fakat bizim evde bu laf her öğün iki defa söyleniyor, ...

Evin basıncı düştüğünde… 2

“İki insan birbirlerinden hoşlanıp sevgili oluyor, sonra yavaş yavaş birbirlerine uyuyorlar, herşeyi birlikte yapmaya başlıyorlar, sonunda da birbirlerinden ilk başta hoşlanmalarına sebep olan bütün farklılıklar yontuluyor, yok oluyor, artık o ilk başta hoşlandıkları insanlar olmaktan çıkıyorlar. Bunu anlamıyorum” demişti bir arkadaşım.   Çelişki gibi geliyor değil mi?   Berberiyle sohbet etmek için haftada bir saç ...

Amtssprache/Ofis Dili ve yara(r)ları… 1

Dün arabada giderken Marshall Rosenberg’in “Şiddetsiz İletişim” seminerini dinliyordum: Mutsuz bir dünya istiyorsanız, yargılayın. Yargılayın ve ceza verin, hem de çocuklarınızdan başlayarak. Bu sizi kesmedi mi, daha kötü bir dünya mı istiyorsunuz, o zaman ödüllendirin. O da mı olmadı, övgü dolu cümleler kullanın, kullanın ki içten bir “teşekkür ederim” bile yok olsun. Fakat eğer bunlar ...

Herkes için güvenlik…

Temel güvenlik ihtiyaçlarının son birkaç bin yılda çok fazla değişikliğe uğramamış olması oldukça şaşırtıcı. En büyük değişiklik şehirlerde toplanan ve daha yakın  yaşamaya başlayan bireylerin, bu kadar küçük alanlarda bu kadar yoğunluktan dolayı rahatsızlık duymalarıyla ortaya çıktı. Taa ki Internet gelene kadar. Internet’le birlikte, büyük şehirlerdeki kalabalık yüzünden kişisel alanı 1 metrenin altına inmiş insanlar, ...