Yahoo niye evden çalışmayı yasakladı?/Çağdaş bir işyeri nasıl olmalı?/Taşkışla 109 (Bölüm-1) 13

20090616-workdieYahoo CEO’su Marissa Mayer şirketin evden çalışma programından yararlananların “serdiğini” farkedip bu programı durdurmuş. (Yahoo çalışanlarından biri de buna  açık mektupla cevap vermiş (bu link içinOsman Yüksel’e teşekkürler)) Peki bunu nasıl farketmiş? Şirkete evden bağlananların VPN hesaplarına bakıp, ne kadar sıklıkla bağlanıyorlar onu kontrol ettirmiş. Çünkü Bn. Meyer, metriklere çok önem veren bir insanmış, sayılara inanırmış.

Açıkcası bence de haklı, çünkü sözkonusu Yahoo çalışanları bu kadar beceriksizlikle, az bulunan bu imkanı kaybetmeyi haketmişler. Zira çok basit bir yöntemle, (Firefox üzerine Selenium kurarak tek satır yazmadan) şirket VPN’ine bağlanıp, Intranet’te gezinen ve bir çalışanın hareketlerini taklit eden bir bot yazmak çok kolay.

Asıl merak ettiğim Bn. Meyer, acaba şirket içinde bütün gün komikli video forward edip, gereksiz toplantılara katılıp, mail okuma, mail yazma, mail forward etme dışında hiçbir şey yapmayan Yahoo çalışanlarını nasıl ayırt ediyor? Bilgisayarına girip çıkan network trafiğinin miktarından mı? Yoksa toplantı odalarındaki gün içi desibel miktarından mı? Şaka amaçlı bile olsa daha fazla metrik yazmak istemiyorum, sivri akıllının biri uygulamaya kalkar, sonra birilerinin daha hayatından bezmesinin vebalini almış olurum.

Aslında böyle yapmayıp ne yapmalıydı ile birlikte bir yorumu isterseniz şurdan okuyabilirsiniz

Son on yılda çok şey değişti; Internet o kadar ilerledi, hayatımızın o kadar önemli bir parçası oldu ki, artık sadece teknoloji bazlı firmalarda değil, klasik ekonomi firmalarında bile Internet durdu mu hayat duruyor. Boşverin firmaları, Internet durdu mu evde bile hayat etkileniyor. Birçoğumuz televizyon seyredemiyoruz, kendi başımıza bile oyun oynamak için Internet gerekiyor, dahası “ben şimdi nasıl yemek siparişi vereceğim aç kaldım” diyenler oluyor (Yemeksepeti sağolsun) :) Deprem, patlama gibi büyük bir olay olduğunda kablolu/kablosuz bütün telefon hatları kilitlendiğinde, Internet üzerinden istediğiniz kişiye ulaşabilir oluyorsunuz.

Bir ara sevgili eşim “Suyun kesilmesini mi tercih edersin Internet’in mi?” diye sorduğunda düşünüp “Sanırım bir iki gün su olmadan idare edebilirim” demiştim

Hal böyleyken, aslında birçoğumuz düşüncelerimizi, ürünlerimizi, bit byte hareket ettirerek hayata geçiriyorken hala her gün milyonlarca insanı şehrin bir ucundan diğer ucuna taşıyoruz. Haftada 45 saat mesai yapan bir çalışan, 8-12 saat arasını işyerine ulaşmak ve geri dönmek için gerekiyor. Ne işverene ne de kendisine yaramayan bu süre, toplam mesainin dörtte birinden fazla.

Niye? Bilgiyi taşımak varken, insanı taşımanın faydası ne?

Toplantılarımız çok verimli, onlardan vazgeçemeyiz diyen var mı? Ya da “yemekhanenin yemekleri evdekilerden iyi” veya “şirketim bana evde olduğundan çok daha hızlı Internet sağlıyor” diyen.

Durun durun “Evde yeni doğmuş çocuğum var, kafamı ütülüyor, ondan uzak olayım diye işyerine geliyorum” diyenler vardır belki değil mi?

Hayır mı?

Peki o zaman niye hala çok küçük bir azınlık (nerdeyse bütün satış personeli) uzaktan çalışıyor?

Cevap hazır:
-Çalışanlar daha buna hazır değil!
-Nasıl?
-Sererler abi, kim çalışır?
-Niye abi sen çalışmaz mısın, serer misin?
-Sererim!

Yapmayın bunu!

Bu yaklaşım insan doğasını anlamak adına mantığı ikinci plana atıyor. Dahası sahadaki satış personelinin, yaklaşık on yıl önce ofisten kovulmasını da açıklamıyor. Onların devamlı müşteride, uzakta olmaları isteniyor. Hatta onlar ofise geldiklerinde “ooh bütün satış ekibi ofiste yatıyor” deniyor, o yüzden, müşteride olmasalar bile Starbucks’a bir yere ilişip ordan çalışıyorlar, ofiste gözükmemek için. Niye çünkü herşey hedeflerini gerçekleştirmeleri üzerine. Gerçekleştirsinler de isterse Ay’dan çalışsınlar, genel kanı.Demek ki uzaktan çalışılıyormuş?

Eğer bir yöneticiyseniz ve “uzaktan çalışma” dendiğinde ilk aklınıza gelen kaytaracak çalışanlarsa lütfen benle birlikte tekrar edin “Biz, yöneticiler, görev bazlı olarak, ölçülebilir bir şekilde iş yapmaya, yaptırmaya hala tam alışamadık, birçok işkolunda akıllı, ölçülebilir hedefler veremiyoruz. Bu yüzden gözümüzün önünde olan çalışan üzerinde hakimiyet kurmak daha kolay geliyor! En azından kapı girişlerine bakıyoruz ‘vayy sen niye şu gün on dakika geç geldin?” diyebiliyoruz ve kendimizi de “yönetiyor” sanıyoruz. Aslında durumumuz, leş gibi sigara kokarak eve gelen ergen çocuğunun direkt olarak sigara tüttürdüğünü görmediği için “yok benim oğlum içmiyor, etrafındaki çocuklar içtiğinden öyle oluyor” diye kendini kandıran ebeveynlerden farklı değil.”

Yaklaşık 20 yılda 11 ayrı işyerinde çalışmış biri olarak uzun süredir bir işyeri nasıl olmalı diye düşünmekteyim. Birçok konuda olduğu gibi burda da iyi düşünülmüş, yıllar sonunda kendini kanıtlamış bir modelden yola çıkmak gerektiğini düşünüyorum.

İdeal bir işyeri için tarla eken bir aileyi mi model almalı, yoksa işçi ve makinaların beraber çalıştığı bir fabrikayı mı, ya da hierarşinin çok net olduğu, kuralların kesin ve aşılmaz olduğu orduyu mu?

Zaman içinde genel bir model için bunların hiçbirinin yeteri kadar doyurucu olmadığını gördüm. Tarla modeli güzeldi fakat taktik bir modeldi, kafanızı kaldırıp gördüğünüz büyüklükte bir arazi için geçerliyken, uçsuz bucaksız topraklara ölçeklenemiyordu ve stratejiden uzaktı. Fabrika modeli güzeldi, sonuçlara ve verimliliğe odaklıydı fakat esnek değildi. Araba fabrikasında buzdolabı üretemiyordunuz mesela. Ordu modeli aralarında belki de en kusursuz işleyeniydi fakat çok dümdüz bir odağı vardı ve başka hiçbir şeyi görmüyordu, dahası bireylerin bireysel yeteneklerini büyük ölçüde gözardı ediyordu ve onları asgari müştereklerle sınırlıyordu.

Benim ele alacağım model çok daha esnek olmalı, işverenin olduğu kadar, günümüzün çalışanının  profiline de hitap etmeliydi. Bunlara ek olarak da mutlaka ama mutlaka içinde bir “eğitim” fonksiyonunu bulundurmalıydı.

benogrettim

SelcukErdem.com

Bu “eğitim” kelimesi aradığım çıkışı bulmamı sağladı; iyi bir işyeri Üniversite’yi model almalıydı.

Ama malesef birçoklarımızın okuduğu haliyle (neyle karşılaşacağımızı bilmeden sanki lisenin devamı gibi gittiğimiz ve sevgili Doç ve Prof’larımızın da bize ‘liseli’ muamelesi yaptığı bitse de gitsek ortamları) değil, olması gerektiği, herkese fayda sağlayacak gibi olmalıydı üniversite. Çokca Robert Pirsig’in Zen ve Motorsiklet Bakım Sanatı’nda tarif edildiği gibi bir okul olmalıydı.

Biraz düşününce daha da şekillendi bu düşünce.

-Derslere katılım zorunlu olmamalı ama kişinin önünde böyle giderse yılın sonunda/iş dünyasına girdiğinde/kariyerinin ortasında başının belada olduğunu bileceği örnekler olmalı.

-O kadar kişiyi biraraya toplayıp, sonra da onların hepsinin tahtadaki adamı dinlediği, arada mevcut durumu sorgulayanlara “çıkıntı” muamelesi yapıldığı bir yer olmamalı. İnsanlar birbirlerinden de bir şeyler öğrenebilecekleri daha etkileşimli bir ortamda bulunmalı.

-Ders bittikten sonra sınıfta kalıp tartışmaya devam edenler gibi, insanlar mesaiye (ister kendi, ister amiri tarafından) iyi planlanmamış işleri yetiştirmek için değil, kendilerine ve yaptıkları işe değer katmak için kalmalı. (Yirmi yıl sonra Taşkışla’da katıldığım çok az ders aklımdayken, okulda sabahladığımız her geceyi çok net hatırlarım hala.)

-’Ben yeni bir şeyler denemek istiyorum’ diyene ‘bizi terk ediyor, bizi yarıyolda bırakıyor’ gözüyle bakılmamalı, ‘yetişti, olgunlaştı artık mezun oluyor’ gözüyle bakılmalı. Dahası ‘yeni bir şeyleri neden burda deneyemiyor’u araştırmalı.

-Daha birinci, ikinci senesindeyken bile kendi öğrenimine (ve şirketin çıktısına) katkıda bulunup, öğrenimi zenginleştirenlere bir çeşit öğrenci asistanlık imkanı sunulmalı.

-Eğer birileri dört yılın sonunda hala kalıyorsa, onlar artık şirket DNA’sının bir parçası olmalı.  Buna karşılık  dört yılın sonunda mezun olmayanları incelemeli. “Biz neyi yanlış yaptık da bir sonraki aşamaya geçmelerine destek olamadık?” denmeli. Tabi ki bu arada olgunluk seviyesi üste çıkan fakat kadro sağlanamayanların da başka kürsülerde/üniversitelerde (bölümlerde/işyerlerinde) kendilerine yer bulmaları desteklenmeli.

-Devamlı öğrenciler bizle kalsın demek, aynı “çocuklar benden ayrılmasın” diyen, bunun için onların kollarını kanatlarını kıran “sen yapamazsın, edemezsin, bünyen zayıf” diyen ana babalar gibi. Ya da içten içe “kazanamasalar da gelecek sene tekrar gelseler” diyen üniversiteye hazırlık kursları gibi. İyi bir işyeri kesinlikle böyle olmamalı.

-Öte yandan ilk senenin sonunda basıp giden adam da, üniversiteyi bıraktığını bilmeli. Bu illa da kötü bir şey olmak zorunda değil tabi, belki başka bir üniversiteye başlayacaktır, belki facebook kuracaktır, bilinmez. Ama kapı açık olmalı, bir süre sonra dönüp “ben bu eğitimin değerini anlamamışım, gittim dünyayı gördüm ve eksik kaldığımı farkettim şimdi devam etmek istiyorum” diyene bir şeyler sunmalı.

(Taşkışla 109 yazının devamında)

Not: Selçuk Erdem’e, konuya gelişine vurmama imkan sağlayan karikatürünü kullanmama izin verdiği için çok çok teşekkürler. Eğitim sistemimizdeki temel çarpıklığı daha iyi ifade edemezdim.
Not2:

13 thoughts on “Yahoo niye evden çalışmayı yasakladı?/Çağdaş bir işyeri nasıl olmalı?/Taşkışla 109 (Bölüm-1)

  1. Reply Destan Sarpkaya Mar 5, 2013 15:41

    çok güzel bir yazı, adeta düşüncelerime tercüman olmuş, teşekkürler ve tebrikler.

    yorumuma “türkiyedeki birçok yöneticinin de sizin gibi düşünmeleri…” falan diye devam etmek isterdim ancak daha gerçekçi biriyim.

  2. Reply Murat Küçükosman Mar 5, 2013 19:36

    Yazı çok iyi olmuş, ellerine sağlık.

    Ben bağlı bulunduğum iki büyük projede de evden çalışmayı tercih ettim. ofise giderken yolda kaybettiğim 1 saati evde çalışarak değerlendirdiğimde daha verimli olduğumu farkettim.

    yaklaşık 1 sene evden çalıştım ki bunun büyük kısmını da farklı şehirlerdeyken yaptım. Her sabah 9′da bilgisayar başında işime başlamış oluyorum.

    daha sonra iş değiştirip ofis ortamında çalışmaya çalıştım fakat bu sefer de halk arasında “patron germesi” dediğimiz hastalığa yakalandım :P

    neyse son 8 aydır yine farklı büyük bir projede evden çalışıyorum, 3 kişinin işlerini takip ediyorum vs…

    ve her sabah en geç 9′da iş başındayım. Patronum da mutlu, biz de mutluyuz.

    Sorumluluk sahibi olunca sermiyorsun, bu iş ile karnını doyuracağını bildiğin için sermiyorsun.

    • Reply Sundance Mar 6, 2013 11:41

      Çok teşekkürler nazik yorumlarınız ve özellikle de tecrübenizi paylaştığınız için.

      Günün sonunda herkesin faydasına bu yöntem.

      Ve artık çalışanları suretleriyle değil de ortaya koydukları işle değerlendirmenin zamanı geldi de geçiyor bile.

  3. Reply Sarper Aman Mar 7, 2013 08:33

    Çok güzel bir yazı. Anlamayana davul, zurna az tabii. Ben de uzun yıllar “satış” işinde çalıştım. Pazartesi’den – Cuma’ya yetmezmiş gibi bir de Cumartesi’leri anlamsız toplantılar için sozde yarım gun calısmalar aklıma geldikce tuylerim diken diken oluyor. Yaklaşık 8 aydır evden çalışıyorum ve bir daha ofise donmeye hiç niyetim yok.

  4. Reply atas Mar 7, 2013 10:41

    Guzel yazi elinize saglik. Yazdiklariniz bir sistem yoneticisi olarak cektigim izdirabi kagida dokmus adeta. Ama Turkiye’de asagidaki sorunlar/problemler varken ne kadar gercekcidir bilemiyorum

    * Isveren ile bir uyusmazlik halinde. Kanunlarda gecen 45 saatlik calisma sartlarini nasil kanitlayabilirsin?

    * Isverenin surekli fazla is vermesi sonucu haftada 60-70 saatlere ulasan calismanin karsiligi hukuki olarak nasil garanti altina alinabilir, kanitlanabilir?

    * Calisma sirasinda basina gelecek bir kazada isveren ne kadar sorumluluk ustlenmelidir?

    * Mesai saati belirli olmayan calisma sartlarinda iscinin mesai saati sonu kavrami ne kadar gecerlidir. Calisanin gun icinde sadece kendine ait olan zaman dilimi ne kadar mumkundur?

    * Calisma arkadaslarinla bir arada olmadigin, yemek arasinda olsa bile is ile ilgili dedikodu yapamadigin bir isyerinde isci-isveren iliskisi ne kadar saglikli kurulur.

    • Reply Sundance Mar 7, 2013 11:19

      Konuyu netleştirmeye yönelik bu yorumunuz için teşekkürler.
      Öncelikle bu tür uzaktan çalışma sistemlerinin birçoğunda iş paketleri (o hafta ne yapılacağı vs.) net bir şekilde bir yerlerde yazıyor (Jira, Asana, Basecamp gibi bir çok uygulama)

      Dahası, bu tür iş bazlı çalışanlar (mesela avukatlar) belli bir proje ile ilgili çalışmaya başladığında sözkonusu uygulamalardan bir sayaç başlatıyor, o işi bırakıp başka bir şey yapmaya başladığında durduruyor. Müşteriye saat bazlı faturalar burdan kesiliyor. Birçok yazılım geliştirme ekibi bunu normal ofiste çalışırken de uyguluyor.

      Sistemciler için bu iş çok daha kolay, zira “şöyle şöyle bir problem var” diye bir çağrı açılıyor ve o iş bitirildiğinde o çağrı kapatılıyor.

      İş ile ilgili dedikoduyu ben neme benzetiyorum. Çok az miktarda yapıldığı, makul seviyede olduğu takdirde insanın nefesini açar, boğaz kurumasını engeller, fakat bir yayılmaya başladı mı onun adı rutubettir. Ne dedikodu yapan adamdan hayır gelir, ne de dedikodusunu yaptıran şirketten.

      Bu arada bunları siyah beyaz diye düşünmemek çok daha sağlıklı. Uzaktan çalışılacak denildiğinde hiçkimse “ömür billah işyeri yüzü görmeme”yi kastetmiyor. Birçok firma, haftanın bir günü uzaktan çalışarak başladı bu uygulamaya.

      Dahası, “uzaktan çalışma” diyince birçok kişi “yalnız çalışmayı” düşünüyor. Halbuki, aslında bu şekilde çalışacak dört kişi kendilerine yakın bir yerde küçük bir daire/ofis tutabilirler mesela. Böylece hem disiplin de sağlanmış olur, hem de bir miktar F-tipi çalışma sisteminin zararları da ortadan kalkar.

      Dedim ya, sadece kaliteli bir şekilde düşünmek gerekiyor. Bunların hiçbiri üstesinden gelinemeyecek problemler değil.

  5. Reply Onur Başar Mar 7, 2013 13:53

    abi bence analoji çok doğru ve bir noktayı hallettiğinde gayet verimli ve istekli bir çalışma ortamı yaratacak bir sistem. ama önemli eksik iyi bir profesör veya profesyonel yönetici bulmak. daha önemlisi bu yöneticileri, kendi kendilerini yetiştirmedikleri sürece, eğitecek bir döngü yok. yani bir mimar ilk beşinci yılında yöneticilik hakkında ne biliyorsa yirminci yılında da üç aşağı beş yukarı onu biliyor. tek fark artık insanlara amirlik yapmayı öğrenmiş oluyor. yani herkes şikayetçi bu çalışma sisteminden ama yönetici olunca aynısını ister intikam alırcasına olsun, ister gönülsüzce olsun yine aynı yöntemi uyguluyor, aynı yönetici oluyor, kapıda yazan isim değişiyor sadece. bu konu hakkında çok düşündüğünü ve her yeni gelişmeyle (ki burda bn mayerin geri adım atması olmuş) fikirlerini güncellediğini biliyorum, dediklerine sonuna kadar da katılıyorum ama bir döngü de düşünmek lazım burda sadece yöneticilere değil, çalışanlara da iş düşüyor. kendilerini yönetici olarak hazırlamaları en temelde. ama bunun sistematiğini ben de bilmiyorum tabii ki :)

  6. Reply aysenur Mar 7, 2013 18:50

    7 yıl boyunca İzmir, İstanbul tabelası görerek işe gidip gelmiş biri olarak;”Niye? Bilgiyi taşımak varken, insanı taşımanın faydası ne?” (benim için) çok kilit bir soru olmuş.
    Yazı da dolu dolu.Umarım manivela etkisi olur.
    Üst düzey yöneticiler için çalışma anlayışı değişir ve satış harici alanlarında da mobil, homeoffice, freelance sistem gelişir.

  7. Pingback: Yeni Nesil İnternet Ofisleri ve Profesyonellik Anlayışı | Tasarımcının El Çantası | Hasan Yalçın

  8. Reply Eringen Nis 16, 2013 12:39

    Google’da Marissa Mayer’in gidisine zil takip oynayan cok insan var (kontrolunun azalisi ve gidisinden sonra Google’in eli yuzu (tasarim) nasil duzeldi isaret etmek isterim)
    Metrik iyidir, guzeldir, sagladigi marjinal faydadan sonrasi ise sadece rahatsizlik verip gelisimi durdurur.
    (Mayer’in hukum surdugu Google’dan “ILLALLAAEEAAH” diyerek ayrilan tasarimcilarin sayisi bilinmiyor.)
    Zil takip oynayanlar sadece calisanlari degil, odalarinda gizlice oynayan yoneticileri de dahildir sanirim.
    Google ust yonetiminin (Mayer ust yonetime cikamadi/cikarilmadi) Mayer’in Yahoo’ya gidisine tepkileri “Ohohohhahaa! alin! hayrini gorun!” dur, %98! (Metrik!)

    Klasik bir hastalik seviyesinde iskoligin (isini seven degil) hareketlerini sergiliyor, ne yazik.

    Ote yandan, sektorde meslekten ust duzey yonetici atamalarinin en guzel orneklerinden biri, ve olmasi gereken budur. Bizinis bizinis olmuyor bu IT sektoru, sektorden olmayan, sektoru ozumsememis kisilerin yonettigi sirketler ne hale geliyor goruyoruz.

    PS:Iyi bir ofis ortamina sahipse sirket, evden calismanin iyi birsey oldugunu dusunmuyorum, yayip yaymama olgusundan ziyade, isin dinamigi, ve yaraticilik acisindan evden calismanin zararli oldugunu dusunuyorum. Ayri bir baslik konusudur tabi.

  9. Reply Saim Daim Ağu 19, 2013 22:01

    Boktan bi yazı, evden çalışanın ne kadar çalıştığını kontrol eden bir şirket varlığıyla orda olan, ekranları görünen çalışanları mı salıcak?

Leave a Reply