Yahoo niye evden çalışmayı yasakladı?/Çağdaş bir işyeri nasıl olmalı?/Taşkışla 109 (Bölüm-2) 6

(Önceki bölüm’den devam)


-Üniversitelerde tabi ki kötü şeyler de var. Mesela “öğretmenlere rağmen” öğrenmek ya da hissettiğimiz kırgınlıkla “ben büyüyünce bunu yapmayacağım” diye neyi yapmayacağını öğrenmek. Halbuki neyi yapacağını öğrenmek asıl kritik olan. Sadece ne yapmayacağını öğrenerek kötülük yapmamış oluyorsun ama iyilik yapmak için de bir şeyler biliyor olman gerekiyor. Malesef ülkemizde birçok alanda “bu böyle olmamalıydı”dan ötesini söyleyemiyoruz, çünkü çoğumuz iyi örnekleri görebilecek kadar şanslı olmamışız.

Bu model (ve Bn.Meyer’in makus hareketi üzerine) düşünürken farkettiğim başka bir şey daha var. O da geçtiğimiz on yıl içinde üniversitelerin de oldukça ciddi bir şekilde değişmiş olduğu. Zira aslında işyerleri ile ilgili eleştrilerin bir kısmı (ve fazlası) üniversiteler için de geçerli.

Öte yandan bilim üreten yerler olarak üniversiteler gün geçtikçe daha çok Coursera.org gibi online programlara dahil olmaya, uzaktan eğitime (hem de bedava olarak) başladılar. Bu açıdan da işyerlerinin ilersindeler. Yoklama filan da yok. Hatta gelebilecek yoğun talebi karşılamak için de peer review denilen, öğrencilerin birbirlerinin ödevlerini, sınavlarını değerlendirmelerine dayalı bir yöntem geliştirilmiş durumda. Böylece eğitim’i (ben veririm, sen alırsın), öğrenime (beraber öğreniriz) çevirdiler. Çünkü farkettiler ki bunu yapmazlarsa, çağa ayak uydurmazlarsa (‘Asırlardır Çağdaş’ olanlar da dahil olmak üzere) köhneleşecekler, çürüyecekler.

Hatta bu türden dört-sekiz haftalık sertifika kurslarını bile uzun bulanlar için, “bize üç gece birer saat ayırın, bir de sohbet edelim, size seçtiğiniz belli bir konuyu öğretelim” diye gerilla usulü 3nightsdone.org gibi cesur denemeler de var.

Yeri gelmişken bu yoklama denen şeyi bir türlü anlayamadığımı da itiraf edeyim. Yoklamayı bir okullar alıyor, bir de askeriye. Amaç da sanal bir kontrol hissi yaratmak. Öğrenciler de hiç dinlemek istemedikleri derslere sırf yoklama yüzünden geliyor. Farketmiyoruz ki yoklama aslında öğretmeni de yoklar, aynı sınavlar gibi, aynı müfettişler gibi. Yoklama alınmasına rağmen seyrek sıralara ders yapan öğretmenlerinizi hatırlayın, bir de yoklama yapılmasa da amfiyi doldurup taşıran, başka fakültelerden kaydolmamış öğrencilerin bile dersine geldiği öğretmenleri.

Tam da bunla ilgili unutamadığım bir anım var.109bw

Taşkışla’da okurken aldığım (ve aklımda en çok kalan) derslerden bir tanesi Bina Bilgisi’ydi. Efsane hocalarımızdan Nezih Eldem, kendi tasarladığı meşhur 109 nolu konferans salonunda bütün dönem boyunca dialar eşliğinde veriyordu bu dersi. O kadar ilgi çekici, o kadar özel bir dersti ki (diğer hocalarımız beni affetsinler) salon tıklım tıklım doluyordu. Nerdeyse bütün ders karanlıkta dia gösterimi şeklinde olduğundan pek not almak bile mümkün değildi. Keyifle katıldığım bu seansların (eğer buna ders dersem diğerlerine başka isim vermem gerekir) birinde birden sıralarda bir kağıt peydahlandı. Önüme geldiğinde, karanlıkta zor bela gördüm ki meşhur yoklama kağıdıydı bu. Tesadüf eseri yanımda oturan hocalarımdan birine sordum:
-Niye yoklama alıyorsunuz?
-Derse katılımı ölçmek için.
-İyi ama not bile alınamayan bir ders için buna gerek var mı? Bu dersi takip eden (ya da bu ilkeleri zaten bilenler) sınavdan geçecek, bu diaları görmemiş, yorumları dinlememişlerin geçmesi mümkün değil ki? En doğal hali ile ‘YOKLAMA’ o olur bu ders için?

“Ah canıım, birinci sınıflar da böyle oluyor işte” der gibi baktığını hatırlıyorum : )

Ben ilgi ile derslere devam ettim, ta ki vizeye kadar. Vize sabahı geldiğinde Taşkışla’nın meşhur çatı sınıflarını erkenden doldurduk 180 kişi. Bir baktım herkesin elinde notlar. Nasıl olabilirdi ki? Gittim birilerinin yanına

-Nerden buldunuz bu notları? O karanlıkta kim not tutabilmiş ki?
-Kimse tutamamış zaten
-Eeee?
-Bunlar geçen senenin notları.
-Haydaaa. Ama geçen sene bu ders böyle işlenmiyordu, bir işe yaramaz ki?
-Sen bilirsin…

Hayır, bu mantıksızdı, böyle saçmasapan bir şekilde sürü psikolojisinin parçası olmayacaktım. Fakat itiraf edeyim, bu metanetim sınava beş dakika kalaya kadar sürdü. O noktada paniklediğimi ve birilerinin yanına yanaşıp notlara göz gezdirmeye başladığımı itiraf ediyorum.

Sınava girdik. İyi geçti, dialardan hatırladıklarımla soruları cevapladım.

İki hafta sonra sonuçlar açıklandığında 180 kişi içinde bir tek 100 alan vardı. Öğrenim hayatımda nadir olarak “aldığım notla gururlandığım” anlardan biriydi.

Kısaca (beş sayfa yazıdan sonra bu kelime anlamını yitirmiş olsa da) şirketlerin çalışanlarına Internet’in sağladığı imkanları görmezden gelmeyen (en azından uzaktan çalışmayı içeren), fabrikalardansa, üniversiteleri örnek alan, eğitime ve sürdürülebilirliğe dayalı  yeni çalışma modelleri sunmasının zamanı geldi de geçiyor.

Açıkcası bunu patronlar yapamaz…

Bunu gökten zembille inmiş, iş hayatına atıldığı gibi eşsiz bir bilinçle çalışan, tembellik nedir bilmeyen çalışanlar da yapamaz.

Bunu profesyonel yöneticiler olarak bizlerin yapması lazım.

Ekibimizdeki arkadaşlarımıza da, patronlarımıza da bunun yapılabilir ve yönetilebilir olduğunu, dahası her türlü maliyetten kısa kısa bugüne gelmiş bir çok sektörde yapılabilecek en büyük optimizasyon olduğunu ispatlamamız lazım.

Kısaca “uzaktan çalışma”nın norm olabilmesi için, “sermek” bir yana, daha bayağı bir çalışmamız, kafa patlatmamız  gerekiyor :)

Not: Yazıyı editlerken unuttuğumu farkettiğim bir şeyi belirtmem lazım. Tabi ki Bn. Mayer, Google, Yahoo gibi çok özel firmalarda çok yüksek seviyede işler yapmış bir meslek insanı, oldukça başarılı biri. Onun bu kararını (biraz da hicvederek) değerlendirmekle birlikte, kendi kişisel fikirlerini bilmeden eleştirmek çok da bana düşmez. Ben sadece ordan hareketle kendi fikrimi nakletmek istedim.

 

6 thoughts on “Yahoo niye evden çalışmayı yasakladı?/Çağdaş bir işyeri nasıl olmalı?/Taşkışla 109 (Bölüm-2)

  1. Reply Alev Hindistan Emren Mar 6, 2013 14:33

    :) işte benim abim dedidiğim bir anlatım.

  2. Reply Özlem Yetiş Mar 7, 2013 00:46

    Yazınızı yüzümde gülümsemeyle okudum. Sadece kendi blogumda bunların aynısını anlatmaya çalıştığımdan değil, aynı zamanda yoklamalarla ilgili bir anımı hatırlattığı için. Ben Mimar Sinan mezunuyum, sınıfta 30 kişi olduğumuz için hiç bir zaman yoklama alınmazdı. Ta ki İTÜ’den bir asistan gelene kadar :) Gelen asistan her birimizi çok iyi tanıdığı halde her ders başında tek tek yoklama alır, bununla da kalmaz her sınav öncesi kimliklerimizi çıkarttırır ve tek tek kontrol ederdi :) ) demek ki bu yoklama olayı İTÜ’de gerçekten ciddi seviyedeymiş.

    • Reply Sundance Mar 7, 2013 09:57

      ITU vs Mimar Sinan yapmayalım ama burda, çok su kaldırır o konu :)

      Şaka bir yana teşekkürler. Siteniz de oldukça hoş, daha çok kişinin benzer kaygıları hissediyor olduğunu farketmek umut veriyor.

      ElvedaOfis ismini okuduğumda “Al işte birine daha mimarlık ofisinden gına gelmiş” düşüncesi uyandı bende :) 2001′de “Sürdürülebilir Bir Meslek Olarak Mimarlık” diye bir yazı yazmıştım, arkadaşlarımdan gözlemlediğim kadarıyla durum pek değişmiş değil malesef. (Yazının bir paragrafı kayıp hali burda, eğer bulursam bir gün Blackstart’a da koyacağım) http://www.yenimimar.com/index.php?action=displayArticle&ID=1007

  3. Reply tülin hindistan Mar 7, 2013 18:20

    beğendim yaşa

  4. Reply Özlem Yetiş Mar 8, 2013 19:41

    Tabi ki amacım karşılaştırma yapmak değil, ama yazı kafamda bir şimşek çaktırdı o yüzden yazdım. Ben şehir plancısıyım, mezuniyet sonrası hiç bu alanda çalışmadım.

    Yazınızdak mimar karakterleri çok iyi. Benim de gördüğüm halen aynı durum yaşanıyor, aynı tipler mevcut.

    Ben çalıştığım şirkete gidip “artık ofise gelmek istemiyorum, uzaktan çalışacağım” dediğimde. “Bizim için sorun yok ama başkaları da ister, emsal olursun hayır diyemeyiz.” denerek kabul edilmemişti fikrim. Bu anlamda yöneticiler için yazdığınız paragraf da oldukça aydınlatıcı. Benim için istifa ile sonlandı bu durum, iyi ki de öyle olmuş, susup otursaydım oldukça negatif bir kişi olacağım kesindi.

  5. Pingback: Yahoo niye evden çalışmayı yasakladı?/Çağdaş bir işyeri nasıl olmalı?/Taşkışla 109 (Bölüm-1) ← Blackstart

Leave a Reply